<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2489875291268498435</id><updated>2011-07-31T03:24:54.366-07:00</updated><title type='text'>Sümer Yamaner</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>sumeryamaner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02080697178176173943</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>14</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2489875291268498435.post-7971990597664994747</id><published>2010-04-28T09:13:00.001-07:00</published><updated>2010-04-28T09:14:11.323-07:00</updated><title type='text'>Ayna...</title><content type='html'>İyice parlatılmış bir metal (gümüş ya da bronz gibi) yüzeyin ayna olarak kullanılmasının tarihçesi milattan önce 6000 yılına kadar uzanır. Bunların örnekleri Anadolu’da bulunmuştur. Bir camın arka yüzeyini yansıtıcı bir metal tabaka ile kaplayarak bugünkü bildiğimiz şekliyle ayna yapma fikri ise 12.yüzyılın sonu ile 13.yüzyılın başlarında doğmuştur.&lt;br /&gt;Ayna insanlar için her zaman önemli ve gizemli bir nesne olmuştur. İçinde dünyanın bir eşini barındırdığı inancıyla, örneğin kırılması büyük felaketlerin habercisi olarak yorumlanmıştır.&lt;br /&gt;Ayna birçok insan için vazgeçilmez bir araçtır. Aslında doğru kullanıldığında öyle olması da gerekir. O halde aynanın doğru kullanılması nasıl olacaktır?&lt;br /&gt;İnsanoğlu aynaya iki temel amaçla gereksinim duyar. Birinci amaç, kendinde olabilecek hata ve kusurları farkedip düzeltmektir. Örneğin sabah dağınık saçlarla ayna karşısına geçen kişi, günlük sosyal yaşamına başlamadan önce saçını tarayıp düzene sokmak istemektedir. Bu yaptığı şey, kendine olduğu kadar çeveresine olan saygısının bir sonucudur. İşte bu, aynanın doğru kullanımına bir örnektir.&lt;br /&gt;İnsanlar ayna olarak kullanabilecekleri nesneleri henüz icat etmedikleri dönemlerde de ayna kullanırlardı. Buna en güzel örnek Yunan Mitolojisi’ndeki Narcissus’tur. Yakışıklılığı ile bilinen mitolojik kahraman Narcissus, kendini sevenlerin tamamını reddeder. Birgün bir su birikintisinde kendi aksini gördüğünde ona büyük bir aşkla tutulur. Bu imkansız aşk Narcissus’un ölümü ile sonlanır ve orada Nergis çiçeği oluşur. Bu ceza, kendinden başka kimseyi sevemeyen Narcissus’a tanrılar tarafından verilmiştir.&lt;br /&gt;Aynaya baktığında kusurlarını arayıp onları düzeltmek yerine kendine aşık olanların sonu da Narcissus’tan farklı olmayacaktır.&lt;br /&gt;Kendini bilip anlamak için aynaya bakanlara lafımız yok ama aşık olduğu yüzü seyretmek için bakanlardan sakınmak gerek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2489875291268498435-7971990597664994747?l=sumeryamaner.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/feeds/7971990597664994747/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2489875291268498435&amp;postID=7971990597664994747' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/7971990597664994747'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/7971990597664994747'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/2010/04/ayna.html' title='Ayna...'/><author><name>sumeryamaner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02080697178176173943</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2489875291268498435.post-6707798615996723517</id><published>2010-03-25T04:01:00.000-07:00</published><updated>2010-03-25T14:52:58.270-07:00</updated><title type='text'>Bir ürünün fiyatı nasıl belirlenir?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;İşletme cahili bir hekimden fikir uçuşmaları...&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben işletme, iktisat ya da ekonomi öğrenimi görmedim. Ama kırkyedi yıldan daha fazla bir süredir bu dünyada oksijen tüketiyorum. Yirmidört yıldır da hekimlik yapıyorum. Yani en azından kendi alanımda ürün fiyatı belirlenmesi konusunda iki çift laf söyleme hakkım var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ürünün fiyatının belirlenmesinde birçok parametrenin etkili olacağı çok açıktır. Örneğin üretim maliyeti bunlardan en başta gelenidir. Günümüzde ürün fiyatının belirlenmesinde hiç de küçümsenmeyecek oranda araştırma geliştirme (ARGE) masrafları yer tutmaktadır. Bu şekilde bir yandan o ürünün geliştirilme maliyeti kısmen karşılanırken bir yandan da bir sonraki sürümün geliştirilebilmesi için kaynak yaratılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verilen örneklerdeki gibi göreceli olarak somut ve hesaplanabilir maliyetlerin dışında başka faktörler de söz konusudur aslında. Bunu da bir örnekle açıklamaya çalışalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otomobilimizde alternatör denilen bir parça vardır. Alternatör elektrik üreterek motorun ve elektrikli aksamın çalışmasını, akünün doldurulmasını sağlar. Benzer aygıtlar uçaklarda da mevcuttur. Aynı elektriksel özelliklere sahip iki alternatörden uçakta kullanılmak üzere üretilmiş olan, otomobilde kullanılmak üzere üretilmiş olandan belki on kat daha pahalıdır. Neden? Çünkü uçakta kullanılacak olan için belirlenmiş toleranslar çok daha dardır, ondan beklenen güvenilirlik oranları çok daha farklıdır ve hepsinden önemlisi uçakta kullanılacak olanda bir arıza çıktığında oluşacak risk diğeri ile kıyas kabul etmeyecek kadar yüksektir. Yani kısaca bir ürünün fiyatını belirleyen bir faktör de o &lt;strong&gt;ürünün olmadığı ya da iş görmediği durumda ortaya çıkacak risklerdir&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otomobil ve uçak karşılaştırmasının yanında iki farklı otomobil üzerinden konunun bir başka boyutunu ele alalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir yanda 1976 model Murat 124 olsun diğer yanda 2010 model bir Mercedes. Varsayalım ki iki aracın da bir sinyal ampulü değişecek. Ampul fiyatını hesaba katmayalım. Sadece ampulün değişim işçiliğinin maliyetini düşünelim. Eğer bu maliyet Murat 124 için 10 lira ise Mercedes için 100 lira olması kaçınılmaz. Peki neden? Aynı usta, aynı eli ve aynı aletlerle aynı ampulü söküp takıyor. O halde fiyat neden bu kadar farkediyor? Çünkü o işlemi yapan usta &lt;strong&gt;bir risk alıyor&lt;/strong&gt;. Kendi kusuru olsun ya da olmasın işlemi yaparken başka bir yere zarar verme riski var. Murat 124’te başka bir yere vereceği zararın maliyeti ile Mercedes’teki ek hasarın maliyeti bir olabilir mi? Özetleyecek olursak, özellikle &lt;strong&gt;emeğe dayanan işlerde fiyatı belirleyen en önemli parametrelerden birisi, olası risklerin grçekleşmesi halinde ortaya çıkacak maliyettir&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hekim olarak benim bunlarla ne alakam var?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar verilmiş olan örneklerin tümündeki riskler para ile karşılanabilir risklerdir. Mercedes’in ampulünü değiştirirken radyatör hortumunu patlatırsanız bir miktar masrafla o hortumu da onarırsınız ve konu kapanır. Peki ben bir hekim, özellikle de bir cerrah olarak aldığım risklerden birisi gerçekleşirse yani bir hasta, benim kusurum olsun ya da olmasın, hayatını kaybederse bu kayıp para ile telafi edilebilir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde bir hekimin yapacağı tanı ya da tedavi işlemlerinin fiyatı nasıl belirlenmelidir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu soruyu yanıtlamadan önce halihazırda nasıl belirlenmekte olduğuna bir göz atmakta yarar var. Üzülerek belirtmeliyim ki ülkemizde devlet eliyle belirlenen sağlık hizmeti fiyatları hiçbir bilimsel temele oturtulamamaktadır. Devletin fiyat belirleme politikası maliyetler ve riskler gibi temel parametrelere hiçbir şekilde yer vermemektedir. Yani tümevarım mantığı ile gidilmesi gerekirken tümdengelim şeklinde bir yaklaşım seçilmektedir. Nedir bu yaklaşım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet o yıl için sağlık harcamaları olarak ne kadarlık bir bütçe ayırabileceğine bakmaktadır. Sonra da beklenen sağlık hizmetleri gereksinimine göre bu tutarı paylaştırmaktadır. Çok basit bir örnekle anlatmaya çalışacak olursak, hasta muayenesi için toplam 100 lira ayırdık diyelim. Beklediğimiz hasta sayısı da 100 olsun. O zaman daha baştan “muayene ücreti bir liradır” diyoruz! Umarım ne denli çarpık bir mantığın hakim olduğunu ortaya koyabilmişimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tamam, biz hekimler açgözlüyüz. Doymuyoruz. Hep daha fazla para istiyoruz. Hiç utanıp sıkılmadan bir başbakandan bile fazla para kazanmayı kafaya koymuşuz. Utanç verici!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde hekimlik hizmetinin fiyatlandırılması ile milletvekilliği ya da bakanlık hizmetinin fiyatlandırılması konusunu biraz karşılaştıralım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle girilen riskleri bir hatırlayalım. Örneğin hatalı bir yasa çıkardığı için hakkında tazminat davası açılan bir bakan ya da başbakan ya da milletvekili duydunuz gördünüz mü? Durum böyle iken neden bir hekimin kazancı bakanın ya da milletvekilinin maaşı ile karşılaştırılır? Hangi mantıkla? Acaba Sayın Başbakan herhangi bir holdingin yönetim kurulu başkanının maaşına da bu şekilde bir tepki gösterir mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda anlatılmaya çalışıldığı gibi, özellikle hekimlik gibi emeğe dayalı  ve somut hesaplamalara imkan tanımayan bir işte fiyat, alınan risklere göre belirlenmelidir. Daha açık bir ifadeyle bir ameliyat sonrası oluşabilecek bir komplikasyon nedeniyle bir hekim haksız yere de olsa yüzbinlerce lira tazminat istemiyle mahkemeye verilebiliyorsa o ameliyattan o hekimin bin lira alması hiçbir koşulda kabul edilemez bir uygulamadır. Nasıl ki hayatta &lt;strong&gt;yetki ile sorumluluk birbirlerinin olmazsa olmaz tamamlayıcıları &lt;/strong&gt;ise, burada da kazanç ile risk belirli bir oran dahilinde kalmak zorundadır. Örnekleyecek olursak, bir hekime bir ameliyat nedeniyle 100 bin liralık tazminat davası açılabiliyorsa hekimin o ameliyattan hiç değilse 10 bin lira almış olması gerekir. Tamam, bu rakamın ülkemiz koşullarında bir ütopya olduğu bir gerçek. Devletin ödeme kapasitesinin bu tür rakamları karşılayamayacağı açık. Ama devletin bunları karşılayamıyor oluşu bu korkunç dengesizliğin sürmesini de gerektirmemelidir. Devlet, hasta hakları adı altında, hekimin elini kolunu bağlayıp onu hastanın insafına terkedemez. &lt;strong&gt;Hekim de sonuçta bu ülkenin bir vatandaşıdır&lt;/strong&gt;. O halde ne yapılmalıdır? Özel bir malpraktis yasası çıkarılıp, özellikle tazminatlar sınırlandırılmalıdır. Komplikasyonlar nedeniyle hekimin cezalandırılmasına bir son verilmelidir. Bir kurumda maaşlı çalışıp tüm faaliyetini o kurum adına yapan hekim herhangi bir maddi sorumluluk taşımamalıdır. Maddi sorumluluk, o hekimin hekimlik faaliyetinden doğan katma değeri alan kurumu tarafından üstlenilmelidir. Kesin ve olmazsa olmaz koşul ise, hekimin şikayete konu olan faaliyetten dolayı ancak o faaliyetten elde ettiği ücretin belirli bir katına kadar tazminatla sorumlu tutlabilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batıdaki örneklerinin kesiri ile ücretlendirilen hekimin, işler kötü gittiğinde batılı örnekleri ile eşdeğer tazminatlar ödemesi hangi akla, hangi mantığa, hangi adalet kavramına ve hangi vicdana sığar bir düşünün!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2489875291268498435-6707798615996723517?l=sumeryamaner.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/feeds/6707798615996723517/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2489875291268498435&amp;postID=6707798615996723517' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/6707798615996723517'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/6707798615996723517'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/2010/03/bir-urunun-fiyat-nasl-belirlenir.html' title='Bir ürünün fiyatı nasıl belirlenir?'/><author><name>sumeryamaner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02080697178176173943</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2489875291268498435.post-2806885171822528972</id><published>2010-03-25T03:53:00.000-07:00</published><updated>2010-03-25T03:58:01.601-07:00</updated><title type='text'>Bir varmış bir yokmuş...</title><content type='html'>Günlerden bir gün, büyük bir tıp fakültesinin bir öğretim üyesinin annesi rahatsızlanmış. Kadıncağızın nabzı 160 atıyormuş. Daha önce de bu tür durumlar olduğu için önce önemsememişler ancak bir saat boyunca geçmeyince endişelenmişler ve bir hastaneye gitmeye karar vermişler. Öğretim üyesi doğal olarak kendi kurumuna çok güvendiği için annesini tereddütsüz olarak kendi fakültesinin aciline götürmüş.&lt;br /&gt;Yaklaşık 1.50 m boyundaki ve o anda nabzı 160 dolaylarında olan 85 yaşındaki annesine acildeki görevliler “şuraya çık teyze” demişler. Çık dedikleri şey ise kadıncağızın göğüs hizasında duran bir sedyeymiş. Yardım alıp rahatlayacağına güveni tam olan hastamız gıkını bile çıkarmadan o sedyeye çıkmaya çalışmış ama nafile. Eskabo (basamak) yokmuş. Mecburen bir sandalye bulup getirmişler ve hasta önce sandalyeye oradan da sedyeye çıkıp uzanmış. O sırada sedyenin hemen dibinde içi çiş dolu beklemekte olan sürgüyü ise görmezden gelmeye çalışmış.&lt;br /&gt;Neyse ki fiziksel yetersizliklere rağmen nöbetçi hekimler çok ilgiliymişler. Hemen tansiyon nabız kontrolünü takiben genel muayenesi yapılmış, damar yolu açılıp monitörize edilmiş. Peşinden eli bir infüzyon pompası kadar hassas bir hekim arkadaşımız iv Diltizem injeksiyonuna başlamış ve taşikardiyi durdurmuş. O arada bir de kısa biyokimya ve  Troponin-T için kan alınmış. Hasta rahatladıktan bir süre sonra nöbetçi ekip bizim öğretim üyesine annesini bir süre daha müşahadede tutacaklarını ve kan sonucunu bekleyeceklerini söylemiş. Bizim öğretim üyesi çok biliyor ya, sedyenin bir kenarında beklemekte olan kan tüpünü göstererek sonucun çıkmasının epey bir gecikeceğini kibarca hatırlatmış. Kanın henüz laboratuvara gitmemiş olması son derece doğal bir şekilde karşılanmış ve tüp alınarak laboratuvara gönderilmiş.&lt;br /&gt;Bizim öğretim üyesinin içi, annesinin geceyi sedyede geçirmesine elvermediği için nöbetçi ekibin iznini alarak annesini hemen yan binada kendi servisindeki bir odaya almış ve orada monitörize ederek izlemiş. “Tabii siz oraya alın biz de gelip gidip izleriz” diyen nöbetçi ekibin gece boyu bir daha uğramamış olmasını da hiç önemsememiş.&lt;br /&gt;Ertesi sabah Kardiyoloji’den yardım isteyen öğretim üyemiz, annesinin birkaç gün koroner yoğun bakım ünitesinde kalması gerektiğini öğrenince üzülmüş ama annesini hemen oraya nakletmiş. Koroner yoğun bakım ünitesinde annesi monitörize edilmiş ve izlenmeye başlanmış. O arada annesine kesinlikle hiçbir ilaç almaması, ilaçlarının oradan verileceği söylenmiş. Tedavi tabelasına da günlük tedavisi not edilmiş. İlk gün sorunsuz geçmiş. Atrial erken vurularla makul bir ritm ve tansiyonla ilk gece geçmiş. Ancak bu arada hasta, odasına her gelen hemşireye kendisine herhangi bir ilaç verilmediğini hatırlatmaktaymış.&lt;br /&gt;Ertesi gün aynı durum devam etmiş. Tedavi tabelasına yazılan tedavinin yanına uygulandığını gösteren onay işaretleri atılmaya devam etmiş. Bir küçük ayrıntı varmış. Hastaya herhangi bir ilaç verilmemekteymiş!&lt;br /&gt;O günün öğleden sonrasında kardiyolog arkadaşı bizim öğretim üyesini aramış ve annesinin gün içinde bir taşikardi atağı daha geçirdiğini, tedavi dozu titrasyonu yapıldığını, annesinin bir gece daha kalması gerektiğini bildirmiş. Bizim öğretim üyesi de bu ilgiden dolayı minnet ve teşekkürlerini iletmiş.&lt;br /&gt;Akşam annesinin yanına gelen öğretim üyesi annesinin ısrarla herhangi bir ilaç almadığını söylemesi üzerine görevli meslektaşlarına durumu sormuş. Sonuçta 36 saat boyunca annesine herhangi bir ilaç verilmediği ortaya çıkmış.&lt;br /&gt;Bunun üzerine bizim öğretim üyesi, kardiyolog arkadaşını aramış, tüm yardımları için teşekkür etmiş ve izni olursa annesini eve çıkarmak istediğini anlatmış.&lt;br /&gt;Tabii ki, tedavi tabelasına yazılıp check atılmış olan tedavilerin neden yapılmadığını, verilmeyen bir ilacın dozunun nasıl titre edildiğini sormamış.&lt;br /&gt;Sadece üzülmüş...&lt;br /&gt;Mensubu olduğu ve sonuna kadar güvendiği kurumda gördüğü inanılmaz uygulamalara üzülmüş.&lt;br /&gt;En kötü, en muhtaç, en umarsız haldeki hastanın geldiği acil polikliniklerin durumunu görmeyen ya da gördüğü halde kılını kıpırdatmayan arkadaşlarının varlığına üzülmüş.&lt;br /&gt;Benzer imkanlara sahip olmasına rağmen kendi kliniğinin diğerlerinden yıllarca ileride olmasına sevinememiş bile.&lt;br /&gt;En çok da, konuyu hangi arkadaşına anlatsa, bir dokun bin ah işit misali, koroner yoğun bakım ünitesi ile ilgili yakınmalar duyduğunda üzülmüş!&lt;br /&gt;Acaba bir ilgili bunu okuyup üzülür mü bilemiyorum!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2489875291268498435-2806885171822528972?l=sumeryamaner.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/feeds/2806885171822528972/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2489875291268498435&amp;postID=2806885171822528972' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/2806885171822528972'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/2806885171822528972'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/2010/03/bir-varms-bir-yokmus.html' title='Bir varmış bir yokmuş...'/><author><name>sumeryamaner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02080697178176173943</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2489875291268498435.post-8921388255288028575</id><published>2009-06-09T23:52:00.000-07:00</published><updated>2009-06-09T23:57:07.866-07:00</updated><title type='text'>1200 Hoca Para Kazanmak İstiyor (muş!)</title><content type='html'>Sağlık Bakanımızın yeni tespiti...&lt;br /&gt;Tıp fakültelerindeki 1200 hoca tam gün yasası ile gelir kaybına uğrayacakları için yasaya karşı çıkıyormuş.&lt;br /&gt;Bu açgözlüler bir türlü paraya doymuyorlar yahu!&lt;br /&gt;Merak ediyorum, çalışıp para kazanmak istemek ayıp mıdır, suç mudur? İlla ki çalışmadan ve emek sarfetmeden mi para kazanmak gerekir bu ülkede? Namusuyla, şerefiyle, emeğini ve senelerin deneyimini ortaya koyup büyük sorumluluklar altına giren bir tıp fakültesi öğretim üyesinin para kazanması hangi mantıkla ayıp ve suç olarak kabul edilebilir?&lt;br /&gt;Sayın Bakan Çalık Holding'e gidip "siz artık para kazanmayın, ayıp oluyor" diyecek mi?&lt;br /&gt;Kendisi de hekim olup bu denli hekim düşmanı olan bir kişiye yapabileceğim tek şey ettiği yemini hatırlatmak olacak...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2489875291268498435-8921388255288028575?l=sumeryamaner.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/feeds/8921388255288028575/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2489875291268498435&amp;postID=8921388255288028575' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/8921388255288028575'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/8921388255288028575'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/2009/06/1200-hoca-para-kazanmak-istiyor-mus.html' title='1200 Hoca Para Kazanmak İstiyor (muş!)'/><author><name>sumeryamaner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02080697178176173943</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2489875291268498435.post-2454329549861238798</id><published>2009-05-29T12:42:00.000-07:00</published><updated>2009-05-29T12:47:01.278-07:00</updated><title type='text'>Tam gün...</title><content type='html'>http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/11749707.asp?gid=254&lt;br /&gt;Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Tam Gün Yasası olarak tanımlanan ucubenin gerçek temellerini saklayarak birtakım gerekçeler beyan ediyor. Bakan diyor ki, isteyen üniversiteye gidip hocaya ek ücret ödemeden tedavi ya da ameliyat olacak. Hekim ile hasta arasındaki para ilişkisini bitireceğiz.&lt;br /&gt;Bunlar ilk duyulduğunda çok güzel sözler. Güzel olmaya güzel de biraz altlarını eşeleyip aslında neler söylendiğini anlamaya çalışmak gerekiyor.&lt;br /&gt;Öncelikle Türkiye’de AKP iktidarı ile Sağlık Bakanlığı, kendisiyle ilgisi olmayan bir kurum olan tıp fakültelerini idare etme hevesine kapıldı. Bunun temelinde yatan sebep ise şu: Bugüne kadar kendi taraftarlarından hekimler, Anadolu’nun çeşitli üniversitelerinde doçent ve profesör yapıldılar. Ancak bunlar hiçbir zaman büyük üniversitelere geçemedi. Onun yerine batıdaki birçok hastanenin adı Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirildi ve bu şahıslar oralara klinik şefi olarak atandı. İlk adım buydu. Şimdi sıra ikinci adıma geldi. Şimdiki amaç, bu şahısların büyük üniversitelerin tıp fakültelerine doldurulmaları. Bu istek artık bir takıntı haline gelmiş durumda. Sağlık Bakanlığı bu uygulamayı yapıp doğudaki üniversiteleri sadece akademik unvan dağıtma yerleri olarak kullanırken diğer yandan da büyük tıp fakültelerinden buralara rotasyonla öğretim üyesi gönderme peşinde. Temel amaç tıp fakültelerini devlet hastanesine çevirip yönetmek ve kendi kadrolarını oluşturmak. İyi de Sağlık Bakanlığı’nın özlük yetkisi hastanelerle sınırlıyken, YÖK’ün yetki alanına nasıl el atabiliyor?&lt;br /&gt;Tıp fakülteleri, birçok öğretim üyesinin bile bir türlü anlayamadığı şekilde, birer tedavi kurumu değil birer eğitim kurumudurlar. Sağlık hizmeti tıp fakültelerinde temel hedef değil, eğitim hedefine gidilirken oluşan kaliteli bir yan üründür. Bunu Sağlık Bakanı başta olmak üzere hükümet inatla görmezden gelmektedir. Çünkü temel amaçları yukarıda da açıkladığım gibi tıp fakültelerini devlet hastanesi haline getirmektir.&lt;br /&gt;Tıp fakültesine başvuran her hasta öğretim üyesine ameliyat ve tedavi olursa, tıp fakültelerinde asistan eğitimi imkansız hale gelecektir. Halbuki tıp fakültesine müracaat eden her hasta, tüm batılı örneklerinde olduğu gibi, eğitime katkı sağlayacağını peşinen kabul etmiştir. En azından etmiş olmalıdır. Tüm ameliyat ve tedavilerin öğretim üyeleri tarafından yapıldığı bir eğitim kurumu söz konusu bile olamaz. Zira oradan artık hekim yetişemeyecekletir.&lt;br /&gt;Almanya’da tıp fakülteleri ancak kendilerine eğitim ve akademik yönden katkı sağlayacak hastaları kabul ederler. Türkiye’deki gibi son referans kurumu değildirler. Şehirlerde tam teşekküllü yeterince devlet hastanesi vardır ve nihai referans merkezleri bu hastanelerdir. Türkiye’de ise tıp fakülteleri daha iyi sağlık hizmeti verilen kurumlar olarak kabul edilmekte ve eğitim kimlikleri tamamen göz ardı edilmektedir.&lt;br /&gt;Aslında tüm bu sorunlarda hekim camiasının sorumluluğu da yadsınamayacak düzeydedir. Zira hekimler de siyasilerin bilinçli yaptıkları bu saptırmayı bir türlü farkedip buna karşı duramamaktadırlar. Birçok tıp fakültesi öğretim üyesi bile temel görevinin eğitim olduğunu görememekte, kendisini basitçe hekim sanmaktadır. Halbuki hekimlikten çok farklı bir akademik unvan taşımaktadır.&lt;br /&gt;Bakan diyor ki, hastadan alma biz verelim diyoruz. Sayın Bakan sanırım herkesi saf sanıyor. Ne verdiğini hiç açıklayabiliyor mu? Bugün ülkemizde ABD’nin iki – üç katı fiyata benzin alıyoruz ama bir hekim bir ameliyattan ABD’li meslektaşının onda biri kadar ek ücret dahi alamıyor. Hekimin kazancı, bazı kesimlerin hep dilindeydi zaten. Özellikle de bir hekimin ya da bir öğretim üyesinin bir milletvekilinden fazla para kazanmasını bir türlü hazmedemediler. İyi ama herkes altına girdiği sorumluluk kadar kazanmalıdır değil mi?!&lt;br /&gt;Eğer Sayın Bakan söylediklerinde samimi ise, tasarıya hemen bir madde daha eklesin ve kamuda çalışan hekimler hakkında o tedavi ya da ameliyattan aldıkları devletin öngördüğü ücretin aynı zamanda daha sonra açılabilecek tazminat davalarına sınır teşkil etmesini de sağlasın. Bir hekim bir ameliyattan 100 TL alıp daha sonra 100.000 TL tutarında tazminat davasıyla karşı karşıya kalabiliyorsa bunun hakkaniyetle uzaktan yakından alakası olmadığı açıktır.&lt;br /&gt;Hükümetin senelerdir konuşulan tam gün yasasını henüz çıkaramamış olmasının temel nedeni, işin hukuki bir kılıfa uydurulamamasıdır. Zira bir yandan 657 sayılı yasaya tabi olan devlet memurlarının sadece hekim olanlarını diğer yandan 2547 sayılı YÖK yasasına tabi olarak çalışan öğretim üyelerinin sadece hekim olanlarını alıyor, bir ortak yasaya hapsediyorsunuz ama bunu yaparken GATA personelini işin içine sokamıyorsunuz. Adalet ifadesinden anlaşılan bu mu? Çok açıktır ki eğer bu ülkede hala bir hukuk varsa bu yasa zaten mahkemeden dönecektir.&lt;br /&gt;Bugün Türkiye’de devlette çalışan hekimlerin % 78’inin zaten tam gün çalıştığını Sayın Bakan bizzat ifade ediyor. O zaman hükümetin bütün derdi o geri kalan % 22’midir? Hayır. Onların hedef tahtasında yukarıda da açıklandığı üzere tıp fakülteleri vardır. Oralara yandaşların yerleştirilmesi gerekmektedir. Bu projenin tamamlanması sonrasında yasa işlevsiz hale getirilip yok edilecek ve yeni hocalara muayenehane yolu açılacaktır.&lt;br /&gt;Her konuda liberal olan hükümet sağlık konusunda koyu bir komünist yaklaşımı kendine yakıştırabilmektedir. Zira onların gözünde hekim, sermayesiz para kazanan ve dolayısıyla her kazandığı haram olan biridir!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2489875291268498435-2454329549861238798?l=sumeryamaner.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/feeds/2454329549861238798/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2489875291268498435&amp;postID=2454329549861238798' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/2454329549861238798'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/2454329549861238798'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/2009/05/tam-gun-yalan.html' title='Tam gün...'/><author><name>sumeryamaner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02080697178176173943</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2489875291268498435.post-4010941206684805611</id><published>2009-03-11T02:25:00.003-07:00</published><updated>2009-03-26T04:24:15.195-07:00</updated><title type='text'>Uzaktan Kumanda</title><content type='html'>Birçoğumuz için televizyonumuzun uzaktan kumandası olmazsa olmaz bir cihazdır. Evde otururken onu hep yanımızda yakınımızda isteriz. Hatta mümkünse hep elimizde olmasını arzularız. Dışarıya çıktığımızda ise otomobilimizin uzaktan kumandasına gider elimiz. O bize güç veren sihirli bir aygıttır adeta. Hatta etrafta, otomobilinin uzaktan kumandası olmayan birileri varsa onlara acıyarak ama içten içe bir üstünlük hissi ile bakarız. Zira o garibanlar otomobillerinin kapısını hala banal anahtarlarla açarken biz tek tuşa dokunarak otomobilimize kurulma şansına sahibiz. Bazılarımız işi daha da ileriye götürerek uzaktan kumandalı uçaklar, helikopterler ve otomobillere ilgi duyar ve uzaktan kumanda merakını daha uç noktalara taşır.&lt;br /&gt;İyi de nedir bu uzaktan kumanda merakı, hiç düşündünüz mü?&lt;br /&gt;Uzaktan kumanda ile mübarek mabadımızı yerinden oynatmadan birçok işi görebiliriz. Birkaç tuş darbesi ile kanal değiştiririz, DVD seyrederiz, müzik dinleriz, otomobilimize bineriz vs. Yani ilk bakışta tembelliğin bir yansıması gibi görünür uzaktan kumanda cihazı. Tembelliğe özlem ile o aygıtlara olan merakımız bir paralellik gösterebilir belki de. Diğer yandan örneğin bir uçak modeline uzaktan kumanda ettiğinizde kendinizi uçuşun olası risklerine maruz bırakmadan uçuşun keyfini yaşayabilirsiniz. Yani riske girmeden bir tür rant elde edebilirsiniz.&lt;br /&gt;Bu açıklamalar yeterli ve doğru mudur peki?&lt;br /&gt;Gerçekten de uzaktan kumanda aletlerinin tek faydası, yerimizden kalkmadan bazı işleri halletmekle ya da kendimizi riske atmadan keyif almakla mı sınırlıdır? Hayır! Bence burada en önemli iki nokta, bir işlevin “uzaktan” yani el bulaştırılmadan yerine getirilmesi ve bu işin pekala gizlice, kimsenin farkedemeyeceği şekilde yapılabilmesidir.&lt;br /&gt;Kumanda etmek, yani komut vermek, yani amir pozisyonda olmak, yönetici olmak sıradan insan için çekici bir durumdur. Sıradan insan amirin sadece bağırıp çağırarak emir veren ve hesap soran kişi olduğunu düşünür. Aslında “amir” kelimesi de bu işlevleri içermektedir. Ortadoğulu (oryantal) toplumlarda büyük olasılıkla amirlik gerçekten de emir vermekle sınırlı kalmaktadır. Amir olmanın olmazsa olmaz koşulu olan “sorumlu tutulmak” oryantal toplumların en önemli eksikliklerindendir.&lt;br /&gt;Kişiliği henüz oturmamış, hırslarını kontrol etmekten aciz sıradan insanlar amir pozisyonunda olmayı hep özlerler. Daha da önemlisi, bir gün sıranın kendilerine geleceği umuduyla kendi amirlerine tanrıya taparcasına tapmayı da bir marifet sayarlar. Örneğin takım tutar gibi tuttukları siyasi partinin mitinginde, o parti başkanının başlarına padişah olarak geçmesi hayallerini pankartlara yansıtabilirler. Bu gibilerin dünya görüşüne göre, her zaman büyük balık küçük balığı yutacaktır. Dolayısıyla kendileri bir üsttekine tapacaklardır ki kendi altında olduklarını varsaydıkları kişiler (örneğin eşleri, çocukları gibi) de kendilerine tapsın.&lt;br /&gt;Kısaca herkes kendi dünyasında gücü yettiğine karşı amir olmayı arzular, hayal eder. Ama nereye kadar?&lt;br /&gt;Amirlik hayallerinin bittiği nokta sorumluluk noktasıdır. Oryantal toplumlar hukukun temel ilkelerinden de olan bir kuralı hep görmezden gelirler. Bu kural, sorumluluk ve yetki birlikteliğidir. Uygar toplumlarda temel ilkelerden birisi yetkinin sorumluluk olmaksızın kullanılamayacağı, yetki olmadan da kimsenin sorumluluk taşıyamayacağı gerçeğidir. Beyin gelişmesi çocukluk döneminde takılı kalmış bireylerin bunu idrak etmeleri tabii ki beklenemez. Onlar “sokaktaki adam”dırlar. Belirli bir eğitim düzeyine ulaşamamış ya da ulaştırılmamış oldukları için hayatlarını içgüdüleri doğrultusunda düzenliyor olmaları ve temel hukuk nosyonuna sahip olmamaları son derece doğaldır. Ancak bunlardan çok daha tehlikeli bir grup vardır. İşte onlar uzaktan kumanda cihazlarını çok sevenlerdir.&lt;br /&gt;Kimdir bunlar?&lt;br /&gt;Çok bilinen bir ifade ile, başkasının boynunda asılı davulu tokmaklamaktan hoşlananlardır. Etrafınıza bir bakın... Kendilerini son derece asil, aristokrat, hırssız, aydın ve medeni olarak lanse etmeye çalışanlara dikkatlice bir bakın. Bakın bakalım uzaktan kumanda aygıtlarına ilgi duyuyorlar mı! Gerçi emin olun ki hiçbiri uzaktan kumanda cihazlarına olan saplantılı aşklarını size itiraf etmeyecektir. Zaten bu aşklarını açıkça ortaya koyanlardan korkmayın. Onlar o cihazları gerçekten yararlı amaçlarla kullananlardır. Ama bu zaaflarını, diğer birçok zaafları ile birlikte örtüp size kendini çok farklı bir kişi olarak sunan insanlara dikkat edin. Bunlar genellikle sizin boynunuza astığınız ve tüm yükünü çektiğiniz davula ilk fırsatta bir tokmak vurma hayalini kuranlardır.&lt;br /&gt;Bu gibiler sıklıkla bir idareci belirlenmesinde aktif rol oynarlar ama her zaman kendilerini geri çekerler. Dışarıdan bakıldığında “ne kadar medeni bir insan, bak kendisi yönetici olabilecekken başkasını destekliyor” şeklinde övgüler de alabilirler. Halbuki bu yaklaşım, hırslarının esiri olmuş bu zavallıların asıl yöneticilik planıdır. Destekledikleri kişi yönetici olduğunda perde arkasından yani “uzaktan kumanda” ile amirliği ele almayı düşlerler. Böylece hem makamın ateşten gömleği giyilmemiş olur yani sorumluluktan uzak durulur hem de makamın her türlü yetkisi kullanılabilir.&lt;br /&gt;İşte etrafımızdaki gizli uzaktan kumandacıların temel felsefesi budur. Yöneticiyi uzaktan kumanda etmek! Elini taşın altına sokmadan rant sağlamak. İşin en kötü tarafı, bu gibilerin kendilerini yüzleri kızarmadan kamufle etmeleri ve zavallı insanları çok iyi kandırabilmeleridir.&lt;br /&gt;Uyanık ve dikkatli olalım!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2489875291268498435-4010941206684805611?l=sumeryamaner.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/feeds/4010941206684805611/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2489875291268498435&amp;postID=4010941206684805611' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/4010941206684805611'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/4010941206684805611'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/2009/03/uzaktan-kumanda_11.html' title='Uzaktan Kumanda'/><author><name>sumeryamaner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02080697178176173943</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2489875291268498435.post-4714818515588671629</id><published>2009-03-11T02:22:00.000-07:00</published><updated>2009-03-11T02:24:25.308-07:00</updated><title type='text'>THY konusu</title><content type='html'>THY ile ilgili şikayetlerimden söz etmiştim. Amsterdam kazası üzerine tüy dikti! Yazık...&lt;br /&gt;Ölenlere rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.&lt;br /&gt;Uluslar arası ortamdaki THY imajını nasıl düzelteceklerini üzüntü ve ibretle seyredeceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2489875291268498435-4714818515588671629?l=sumeryamaner.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/feeds/4714818515588671629/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2489875291268498435&amp;postID=4714818515588671629' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/4714818515588671629'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/4714818515588671629'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/2009/03/thy-konusu.html' title='THY konusu'/><author><name>sumeryamaner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02080697178176173943</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2489875291268498435.post-1968582960537075509</id><published>2008-11-28T14:17:00.001-08:00</published><updated>2008-11-28T14:23:51.408-08:00</updated><title type='text'>İstanbul Üniversitesi rektör seçimi</title><content type='html'>Önümüzde üniversitemiz, üniversitelerimiz ve ülkemiz için çok önemli bir seçim var. Üniversitenin gündelik siyasetin içine çekilmemesi için öğretim üyelerine büyük görev düşmekte. Üzerinde uzlaşılacak güçlü bir adayın desteklenmesi hayati önem taşımaktadır. O nedenle lütfen ankete katılınız...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2489875291268498435-1968582960537075509?l=sumeryamaner.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/feeds/1968582960537075509/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2489875291268498435&amp;postID=1968582960537075509' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/1968582960537075509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/1968582960537075509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/2008/11/istanbul-niversitesi-rektr-seimi.html' title='İstanbul Üniversitesi rektör seçimi'/><author><name>sumeryamaner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02080697178176173943</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2489875291268498435.post-2921912078008476120</id><published>2008-11-28T14:04:00.002-08:00</published><updated>2008-11-28T14:05:11.441-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bu da benim yanıtım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hanımefendiler, Beyefendiler,&lt;br /&gt;352410 No'lu şikayetime vermiş olduğunuz yanıtı üzülerek okudum. Kaptanınızdan aldığınız raporda hangi kararların uçuş emniyeti açısından gerekli olduğunu çok merak ediyorum. Kaptanınıza uçağın maruz kalmış olduğu LATERAL AKSELERASYONun düzeyini de sordunuz mu? Pas geçiş sonrası neden açıklama yapmadığını sordunuz mu? İkinci ve üçüncü denemede başarılı olamayacağı bu kadar açıkken neden inat ettiğini sordunuz mu? Bu anlamsız inadı yüzünden Sabiha Gökçen'e inme şansını da yitirebileceği gerçeğini farkedip etmediğini sordunuz mu?&lt;br /&gt;Arkada oturanların KARGO KOLİLERİ değil İNSAN olduğunu bilip bilmediğini sordunuz mu?&lt;br /&gt;Ben bir genel cerrahi profesörüyüm. Ben de herşeyi LİMİTLER DAHİLİNDE yaparım ama nadiren elimde olmayan nedenlerle işler iyi gitmeyebilir. Böyle durumlarda en azından daha fazla zarar vermemek için tedavide ısrar etmem ama çok daha önemlisi hastaya ve yakınlarına BİLGİ veririm!&lt;br /&gt;Ben olsam anlamsız açıklamalar yerine özür dileme cesaretini gösterirdim!&lt;br /&gt;Bilgilendirme anonsları ile ilgili görüşlerimi ilgili üniteye değil o akşamki uçuş ekibinize iletmeniz gerekirdi. Özellikle de panikle butonlara basıp bilgi istemeye çalışan yolcuları AZARLAYAN kabin memurlarınıza!&lt;br /&gt;Yuvarlak yanıtlarla konuyu geçiştirmeye çalışmak karşınızdakini adam yerine koymamaktır. THY gibi bir kuruma asla yakışmaz!&lt;br /&gt;Yolcu memnuniyetsizliğini bu derece hafife alıp mesnetsiz yanıtlarla geçiştirmeye çalışmanız nedeniyle hepinizi protesto ediyorum.&lt;br /&gt;Saygılarımla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof.Dr.Sümer Yamaner&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2489875291268498435-2921912078008476120?l=sumeryamaner.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/feeds/2921912078008476120/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2489875291268498435&amp;postID=2921912078008476120' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/2921912078008476120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/2921912078008476120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/2008/11/bu-da-benim-yantm-hanmefendiler.html' title=''/><author><name>sumeryamaner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02080697178176173943</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2489875291268498435.post-7169594839487355940</id><published>2008-11-28T14:04:00.001-08:00</published><updated>2008-11-28T14:04:41.657-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bu da gelen yanıt:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayın Yasar Sumer YAMANER,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;25.11.2008 tarihli mesajınız ünitemize intikal etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesajınızda belirttiğiniz hususa ilişkin olarak, sözkonusu seferin sorumlu kaptanından rapor alındıgı ve yapılan inceleme neticesinde alınan kararların uçuş emniyeti acısından gerekli oldugu, Uluslararası  ve Ortaklıgımız mevzuatlarına aykırı bir durum bulunmadigi unitemize iletilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diger taraftan, ucak icerisinde yapılan bilgilendirme anonslarına ilişkin görüşlerinizin ilgili üniteye yönlendirildiğini belirtmek isteriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Memnuniyetsizliğinize neden olan husus dolayısıyla Ortaklığımız adına üzüntülerimizin kabulunu rica eder, saygılar sunarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TURK HAVA YOLLARI A.O&lt;br /&gt;MUSTERI ILISKILERI MUDURLUGU&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2489875291268498435-7169594839487355940?l=sumeryamaner.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/feeds/7169594839487355940/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2489875291268498435&amp;postID=7169594839487355940' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/7169594839487355940'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/7169594839487355940'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/2008/11/bu-da-gelen-yant-sayn-yasar-sumer.html' title=''/><author><name>sumeryamaner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02080697178176173943</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2489875291268498435.post-8747720139797767275</id><published>2008-11-28T14:03:00.000-08:00</published><updated>2008-11-28T14:04:06.753-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Bu, THY'ye göndermiş olduğum şikayet mesajı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;22.11.2008 Cumartesi günü TK147 ile Ankara'dan dönecekken işimizin erken bitmesi ve yer olması nedeniyle TK139'a bindik. Kesinlikle limitler dışı bir hava olmasına rağmen kaptanımız Atatürk Havalimanı'na üç kez iniş denedi ve pas geçti. İlk denemesi ve pas geçişi havacılık kuralları içinde kabul edilebilirken, sonraki iki ısrarını anlamak mümkün değildir. Kaldı ki tüm bu olanlar esnasında pas geçip, sakin havaya ulaşıp bekleme patternine girdiğimizde bile hiçbir açıklama yapmamış olması kabul edilemez bir durumdur. Söz konusu B737-800'ün bir APU sorunu olduğu da bir başka konudur. Bu konuda da herhangi bir açıklama yapılmamıştır.&lt;br /&gt;Benim meslektaşlarım hastaya az bilgi verdi diye Yargıtay tarafından onaylanan 125 bin YTL tazminatı ödemeye mahkum edilebiliyorlarken, THY kaptanlarının bilgi vermemek gibi bir hakları olamaz. Eğer ben canımı kaptanınıza emanet ediyorsam o da sorumluluğunu bilerek uçmalıdır!&lt;br /&gt;Bunca senedir sayısız uçuşta bulunmuş, bizzat kendi çapında PPL sahibi olan bir kişi olarak hayatımda ilk kez bir uçakta KORKTUM!!! Buna kimsenin hakkı olamaz.&lt;br /&gt;Söz konusu seferinizdeki uçuş ekibini protesto ediyorum!&lt;br /&gt;Sizden herhangi bir açıklama geleceğini pek düşünmesem de tarafınıza durumu bildirmek istedim.&lt;br /&gt;Saygılarımla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prof.Dr.Sümer Yamaner&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçuş Bilgileri&lt;br /&gt;Kalkış:     Ankara&lt;br /&gt;Varış:      Istanbul&lt;br /&gt;Tarih :22.11.2008&lt;br /&gt;No    :TK139&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2489875291268498435-8747720139797767275?l=sumeryamaner.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/feeds/8747720139797767275/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2489875291268498435&amp;postID=8747720139797767275' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/8747720139797767275'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/8747720139797767275'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/2008/11/bu-thyye-gndermi-olduum-ikayet-mesaj-22.html' title=''/><author><name>sumeryamaner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02080697178176173943</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2489875291268498435.post-8134134632218279526</id><published>2008-11-24T00:56:00.000-08:00</published><updated>2008-11-24T00:57:36.952-08:00</updated><title type='text'>Havada lodos kabusu</title><content type='html'>22.11.2008 Cuma akşamı saat 21:00 uçağı ile Ankara’ya uçtuk. Uçuş gecikmesiz ve sorunsuzdu. Ancak Esenboğa’da uçak park ettiğinde 10 dakika kadar motorlarını durdur(a)madı ve uçakta bekledik. Muhtemelen APU ve/veya APU jeneratöründe bir sorun vardı. Uzunca bir bekleyiş sonunda APU devreye girdi, ışıklar kaynak değişimini gösteren anlık göz kırpmasını yaptılar ve motrlar durdu.&lt;br /&gt;Ertesi akşam saat 20:00 uçağı ile dönecektik. Ancak Ankara’da işimiz erken bitti ve saat 17:10 gibi Esenboğa’ya ulaştık. Check-in görevlisi hanımefendi 18:00 uçağına alabileceğini söylediğinde çok keyiflendik. Çünkü evimize iki saat daha erken varacaktık.&lt;br /&gt;Uçağa bindik. Boarding devam ederken birden elektrik gitti, sessizlik oldu! Acil durum ışıkları yandı. Üç beş dakika öyle bekledik. Sonra sağ motor çalıştı. Muhtemelen bir gün önceki Boeing 737-800’deydik yine! Yani APU yine görevi bırakmıştı!!!&lt;br /&gt;Yol arkadaşımla biraz önce uğramış olduğumuz THK Model Uçak Mağazası (Gökçen Havacılık Model Uçak Uğraş Evi) ve uçak modelleri hakkında konuşurken söz ilk uçtuğumuz uçaklara geldi. Ben F27’den söz ederken arkadaşım ilk uçuşunu 1973 yılında bir F28 ile yaptığını ve uçtuğu o F28’in daha sonra Marmara’ya düştüğünü söyledi. 30 Ocak 1975 gecesi o kazanın oluşunu daha dün gibi hatırlıyordum. Siyah beyaz TRT yayını sırasında İzmir’den gelen bir F28’in kaybolduğu söylenmişti. Uçak oldukça kötü bir havada gece alet yaklaşması yapmaktaydı. Piste çok az bir mesafe kala Yeşilköy Havalimanı’nda elektrikler kesildi. Daha sonraları jeneratörlerin neden hemen devreye girmediği sorgulanacaktı. Kaynaklara göre jeneratörlerin devreye girmesi 10 saniye kadar sürmüştü ve kaptan bu durumda pas geçmek zorunda kalmıştı. Daha sonra çeşitli spekülasyonlar yapıldı. Örneğin F28’lerde bulunan kuyruk spoilerinin kapatılmasının unutulmuş olabileceği gib iddialarda bulunuldu ama hiçbir zaman gerçek öğrenilemedi. Ama kesin olan şey, Bursa adlı TC-JAP kodlu F28’in Ambarlı açıklarında Marmara’ya düştüğü idi.&lt;br /&gt;Ankara’dan kalkışımız olaysız oldu. 21 L pistini kullandık zira ülke genelinde lodos esmekteydi. İstanbul’a alçalmada da sorun yaşamadık. Yol boyunca muhtemelen 3000 – 5000 feet arasındaki ince bir bulut tabakası dışında atmosferik bir olay yoktu. Sabiha Gökçen ve İstanbul pırıl pırıldı. Tüm yollar araç doluydu. Trafiğin felaket olduğu çok net olarak izlenebiliyordu. Ancak Atatürk Havalimanı çevresinde kıyametin kopmakta olduğunu daha sonra anlayacaktık.&lt;br /&gt;Uçağımız 18 pisti için Karadeniz’e doğru açıldı ve son yaklaşmaya başladı. Henüz sadece ilk kademe flap konulmuştu. TEM hizalarında artık hava kendini belirgin olarak hissettiriyordu. Alçak bir bulut tabakası da mevcuttu. Ciddi derecede sarsılıyorduk. Sol yanımızda yerde inanılmaz parlak bir ışık gördük. Muhtemelen trafo yangınıydı. O anda İstanbul’da geniş bir bölgede elektrikler gitti. Sen gel de şimdi Bursa uçağını hatırlama!&lt;br /&gt;Alçaldıkça sarsıntı daha da artıyordu. Zaman zaman ani 45-50 derecelik yatışlar insanı ciddi olarak ürkütüyordu. Sonra motor sesinden tam gaz açıldığını anladık. Pas geçiyorduk. Ama uçak sağa, sola, yukarı, aşağı, okyanusta bir fındık kabuğu gibi savruluyordu. Epey bir irtifa alınca sakinledik. Az sonra Atatürk Havalimanı solumuzda idi. Bir an, VFR olarak rüzgar altından devam edip dönerek 24’e ineceğiz sandım. Değerli kaptanımız bir açıklamayı çok görmüştü bizlere ne yazık ki... Düşündüğümüz gibi bir iniş olmadı. Olamazmış da zaten çünkü 24 pisti rüzgar nedeniyle kullanılamaz haldeymiş o sırada.&lt;br /&gt;Gece ve sarsıntı kabindeki bizlerin oryantasyonunu ciddi olarak etkilemişti. Birkaç manevra sonrası kendimizi Levent üzerinde bulduk. Buradan batıya devam edip 18 için tekrar alçaldık. Hatta bu sefer iniş takımlarını açıp ikinci kademe flap da koymuştuk. Ne yazık ki ilkinden daha kötü bir halde pas geçmek zorunda kaldık. Artık ciddi olarak endişeleniyordum. Çünkü alternatifimiz Sabiha Gökçen’de de hava giderek kötülüyor olmalıydı. İkinci pas geçişimiz felaketti. Artık koltuklarda tutunamıyorduk bile sarsıntıdan. Kabinin her köşesinden çatırtılar geliyordu. Her ne hikmetse kaptanımız o kadar yolcu ile fırtınanın tam ortasında inmeye çalışıyordu. Acaba kendinden önce başka bir uçağın indiğini mi duymuştu telsizden???&lt;br /&gt;Siz olsanız Marmara’da 42 kişiye mezar olan Bursa uçağını hatırlamaz mısınız?&lt;br /&gt;İkinci pas geçişten sonra hızla irtifa almamız ve flapların tam toplanması bir ümit ışığı oluşturdu. Artık ya Sabiha Gökçen’e ya da Esenboğa’ya gitmeliydik. Ancak tam olarak oryante olamadığım için net belirleyemediğim bir pozisyonda bekleme paternine girdik. Birkaç budak beklemeden sonra tekrar hareketlendik. Hep içimden bir an önce Sabiha Gökçen’e gitmek geçiyordu ama gördük ki yine 18 için alçalıyoruz. Üçüncü pas geçişimiz de ilk ikisi gibi korkunç oldu. Artık yolcu isyan etmek üzereydi. Kokpitten bir ses çıkmamakta ısrarlıydı ne yazık ki. İrtifa alıp sakinleyince beklenen anons geldi. Sabiha Gökçen’e gidiyorduk.&lt;br /&gt;Ne yazık ki Atatürk Havalimanı’na iniş ısrarı bir saat kadar zaman kaybettirmişti bize ve artık Sabiha Gökçen de fırtınadan nasibini alıyordu. Bu nedenle ilk denemede yine pas geçtik. Artık neredeyse Esenboğa diye yalvarıyorduk ki ikinci denemeye geldik. Kokpitten gelen “iniş için yerlerinize” ikazı içimizi biraz rahatlattı. Tekerlekler yerde dönerken kabinde alkış sesleri duyuluyordu sadece.&lt;br /&gt;Uçak apronda parkettiğinde hala sarsılıyordu ve kapıdan kafamızı uzattığımızda nefesleri kesen bir rüzgar ve yağış olduğunu gördük. Otobüslere dolduk ama otobüsler bir türlü hareket etmiyordu. Dahaa sonra öğrendik ki, bizi geri alıp Atatürk Havalimanı’na gitmeyi planlıyorlarmuş! Allah’tan bunu orada duymadım yoksa şimdi görevlilere saldırıdan gözaltındaydım!&lt;br /&gt;Gecenin ilerleyen saatlerinde arabamı almak için Atatürk Havalimanı’na geldiğimde ise neredeyse yaprak kıpırdamıyordu. Sanırım 20:00 uçağı ile gelmiş olsaydık herşeyden habersiz olarak inmiş ve evlerimize gitmiş olacaktık. Demek ki böyle bir macera yaşamak da yazılıymış...&lt;br /&gt;Bunca senedir uçak seyahati yaparım. PPL sahibi bir havacıyım. Hayatımda ilk kez yerde olmak istedim. O şartları bile bile ikinci ve üçüncü iniş denemesinde bulunan ama lütfedip iki kelime de olsa sakinleştirici bir açıklama yapmayan uçuş ekibine de hakkımı asla helal etmeyeceğim. Ben bir cerrah olarak hastama eksik açıklama yaptığım zaman yüzbinlerce YTL tazminat ödemek zorunda kalabiliyorum. Bakalım bizim kaptan bu yaklaşımı nedeniyle nasıl ödüllendirilecek...&lt;br /&gt;“It's better to be down here wishing you were up there, than to be up there wishing you were down here.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2489875291268498435-8134134632218279526?l=sumeryamaner.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/feeds/8134134632218279526/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2489875291268498435&amp;postID=8134134632218279526' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/8134134632218279526'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/8134134632218279526'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/2008/11/havada-lodos-kabusu.html' title='Havada lodos kabusu'/><author><name>sumeryamaner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02080697178176173943</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2489875291268498435.post-1281113200103924047</id><published>2008-07-26T08:37:00.000-07:00</published><updated>2008-07-26T08:56:09.208-07:00</updated><title type='text'>Travma konusu</title><content type='html'>Geçen gün bir hasta geldi. Tipik bir apandisit. Hem de neredeyse perfore olacak (patlayacak). Gerekli incelemeler yapıldı ve ameliyatına karar verdik. Onamını aldık, ameliyatını yaptık, hasta iyileşti ve taburcu oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi şöyle bir senaryo kuralım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hasta taburcu olduktan sonra bana bir mahkeme celbi geldi. Neden? Hasta beni mahkemeye vermiş ve tazminat talep ediyor. Gerekçe ne? "Ameliyat nedeniyle travmaya maruz kalmış"!!!!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buyurun buradan yakın...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru, her ameliyat bir travmadır ve kimse de zevk için gidip apandisit ameliyatı olmaz. Peki neden olur? Zorunluluktan. Çünkü ortada akut bir sorun vardır ve bu sorun çözülmediği taktirde büyük olasılıkla kişinin ölümüne yol açacaktır. O zaman ne yaparsınız? Daha az riskli olan yolu seçersiniz yani hastayı ameliyat edersiniz. Çünkü ameliyat etmezseniz sonu büyük olasılıkla ölümdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta herşeyin bir bedeli vardır. Tıpta da daha önemli bir sonuca ulaşabilmek için daha basit konularda fedakarlık yapar, travmayı göze alırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çürümüş ve kurtarılamayacak bir diş şiddetli ağrı yaptığında onu çekmez mi diş hekimi? İyi ama diş çekimi de bir travmadır! O zaman dişimizi çektirip rahatladıktan sonra gidip diş hekimimizi birilerine "bende travma yarattı" diye şikayet edersek komik olmaktan daha kötü bir duruma düşmez miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ameliyat travması konusunda hastanın elinde bir tek koz vardır. Kendisinden aydınlatılmış onam alınması! Yani ameliyatı, olası riskleri ve komplikasyonları, ameliyatı olmazsa neler olabileceğini anlayacağı dille anlatırsınız hastaya ve sonunda imzasını alırsınız. Ondan sonra herşeye rağmen kalkıp "ben travmaya uğradım" diye yakınırsa ona kargaların nereleri ile gülecekleri çok açık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye Cumhuriyeti'ni çağdaş uygarlığa götürmek üzere yapılmış olan devrimler insanımızda travma mı yarattı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olabilir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynen benim apandisitli hastada yarattığım travma gibi!!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani onu kurtarabilmek için çok daha düşük düzeyde bir travmadır bu olsa olsa. Tabii ki alışkanlıklarından kopup medeni dünyaya yüzünü dönmek her ne kadar sonucu iyi olsa da bir travma olarak görülebilir. özellikle de medeniyetten korkanlar için bu büyük bir travma olablir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apandisit ameliyatına girerken benim hastam da korkuyordu ve endişeliydi. Hatta ameliyattan çıktığında apandisit ağrısı geçmişti ama ona karşılık karnındaki yaralar ağrıyordu. Ama arada çok önemli bir fark vardı. Ameliyat olmasaydı apandisitinin ağrısı asla geçmeyecek ve hasta ölecekti. Ameliyatın ağrısı ise iki gün içinde azalarak yok oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki, bir hastalığın tedavisi için pekala kontrollü bir travma göze alınıyor. Bir ülkenin kurtuluşu için neden alınmasın ki?!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda söyledik. Hastanın elindeki tek koz, aydınlatılmış onamın alınmamış olmasıdır. Yani kimseye sormadan ve izin almadan ameliyat yaptığımı düşünün. Bu, asla kabul edilemez bir durumdur. Peki Cumhuriyet Devrimleri, onam alınmadan mı yapılmıştır? Ya da Mustafa Kemal bir diktatör gibi emrederek mi Devrim Yasaları'nı yürürlüğe koymuştur? Yoksa o zamanın şartlarında gerçek anlamda demokratik yaklaşımlarla seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni oluşturmuş olan milletvekillerinin oyları ile mi yürürlüğe girmiştir Devrim Yasaları?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devrimler Atatürk Devrimi değildirler ayrıca. Türkiye Cumhuriyeti'nin, hepimizin devrimleridirler. Her kuvvetin üstünde olduğu iddia edilen Meclis tarafından onaylanmış yasalardır bunlar. Yani milletin temsilcilerinin "aydınlatılmış onamı" alınmıştır. Üzerlerinde tartışılmıştır. Gereğinde kavga edilmiştir ama sonunda uzlaşılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani "demokrasi" sözcüğünü ağzından düşürmeyenler var ya... Onlar şimdi milletin gözünün içine baka baka olayları ve gerçekleri çarpıtıp devrimlerin bir travma olduğunu söylüyorlar. Doğru devrimler bir travma olmuştur. Ama kime biliyor musunuz? Aydınlıktan korkan, ortaçağ karanlıklarında emir komuta zinciri içinde yaşamını sürdürmeyi yeğleyenlere travma olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlar, demokrasi paravanının arkasında hastanın apandisitten ölmesini bekleyenlerdi... Ama hasta ölmedi, ölmeyecek!!!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2489875291268498435-1281113200103924047?l=sumeryamaner.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/feeds/1281113200103924047/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2489875291268498435&amp;postID=1281113200103924047' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/1281113200103924047'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/1281113200103924047'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/2008/07/travma-konusu.html' title='Travma konusu'/><author><name>sumeryamaner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02080697178176173943</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2489875291268498435.post-2430293623218847969</id><published>2008-04-10T05:26:00.000-07:00</published><updated>2008-04-10T05:27:09.614-07:00</updated><title type='text'>Hadi başlayalım</title><content type='html'>Bir girelim dedik şu blog işine. Haydi hayırlısı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2489875291268498435-2430293623218847969?l=sumeryamaner.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/feeds/2430293623218847969/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2489875291268498435&amp;postID=2430293623218847969' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/2430293623218847969'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2489875291268498435/posts/default/2430293623218847969'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sumeryamaner.blogspot.com/2008/04/hadi-balayalm.html' title='Hadi başlayalım'/><author><name>sumeryamaner</name><uri>http://www.blogger.com/profile/02080697178176173943</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
