28 Nisan 2010 Çarşamba

Ayna...

İyice parlatılmış bir metal (gümüş ya da bronz gibi) yüzeyin ayna olarak kullanılmasının tarihçesi milattan önce 6000 yılına kadar uzanır. Bunların örnekleri Anadolu’da bulunmuştur. Bir camın arka yüzeyini yansıtıcı bir metal tabaka ile kaplayarak bugünkü bildiğimiz şekliyle ayna yapma fikri ise 12.yüzyılın sonu ile 13.yüzyılın başlarında doğmuştur.
Ayna insanlar için her zaman önemli ve gizemli bir nesne olmuştur. İçinde dünyanın bir eşini barındırdığı inancıyla, örneğin kırılması büyük felaketlerin habercisi olarak yorumlanmıştır.
Ayna birçok insan için vazgeçilmez bir araçtır. Aslında doğru kullanıldığında öyle olması da gerekir. O halde aynanın doğru kullanılması nasıl olacaktır?
İnsanoğlu aynaya iki temel amaçla gereksinim duyar. Birinci amaç, kendinde olabilecek hata ve kusurları farkedip düzeltmektir. Örneğin sabah dağınık saçlarla ayna karşısına geçen kişi, günlük sosyal yaşamına başlamadan önce saçını tarayıp düzene sokmak istemektedir. Bu yaptığı şey, kendine olduğu kadar çeveresine olan saygısının bir sonucudur. İşte bu, aynanın doğru kullanımına bir örnektir.
İnsanlar ayna olarak kullanabilecekleri nesneleri henüz icat etmedikleri dönemlerde de ayna kullanırlardı. Buna en güzel örnek Yunan Mitolojisi’ndeki Narcissus’tur. Yakışıklılığı ile bilinen mitolojik kahraman Narcissus, kendini sevenlerin tamamını reddeder. Birgün bir su birikintisinde kendi aksini gördüğünde ona büyük bir aşkla tutulur. Bu imkansız aşk Narcissus’un ölümü ile sonlanır ve orada Nergis çiçeği oluşur. Bu ceza, kendinden başka kimseyi sevemeyen Narcissus’a tanrılar tarafından verilmiştir.
Aynaya baktığında kusurlarını arayıp onları düzeltmek yerine kendine aşık olanların sonu da Narcissus’tan farklı olmayacaktır.
Kendini bilip anlamak için aynaya bakanlara lafımız yok ama aşık olduğu yüzü seyretmek için bakanlardan sakınmak gerek.