25 Mart 2010 Perşembe

Bir ürünün fiyatı nasıl belirlenir?

İşletme cahili bir hekimden fikir uçuşmaları...

Ben işletme, iktisat ya da ekonomi öğrenimi görmedim. Ama kırkyedi yıldan daha fazla bir süredir bu dünyada oksijen tüketiyorum. Yirmidört yıldır da hekimlik yapıyorum. Yani en azından kendi alanımda ürün fiyatı belirlenmesi konusunda iki çift laf söyleme hakkım var.

Bir ürünün fiyatının belirlenmesinde birçok parametrenin etkili olacağı çok açıktır. Örneğin üretim maliyeti bunlardan en başta gelenidir. Günümüzde ürün fiyatının belirlenmesinde hiç de küçümsenmeyecek oranda araştırma geliştirme (ARGE) masrafları yer tutmaktadır. Bu şekilde bir yandan o ürünün geliştirilme maliyeti kısmen karşılanırken bir yandan da bir sonraki sürümün geliştirilebilmesi için kaynak yaratılmaktadır.

Verilen örneklerdeki gibi göreceli olarak somut ve hesaplanabilir maliyetlerin dışında başka faktörler de söz konusudur aslında. Bunu da bir örnekle açıklamaya çalışalım:

Otomobilimizde alternatör denilen bir parça vardır. Alternatör elektrik üreterek motorun ve elektrikli aksamın çalışmasını, akünün doldurulmasını sağlar. Benzer aygıtlar uçaklarda da mevcuttur. Aynı elektriksel özelliklere sahip iki alternatörden uçakta kullanılmak üzere üretilmiş olan, otomobilde kullanılmak üzere üretilmiş olandan belki on kat daha pahalıdır. Neden? Çünkü uçakta kullanılacak olan için belirlenmiş toleranslar çok daha dardır, ondan beklenen güvenilirlik oranları çok daha farklıdır ve hepsinden önemlisi uçakta kullanılacak olanda bir arıza çıktığında oluşacak risk diğeri ile kıyas kabul etmeyecek kadar yüksektir. Yani kısaca bir ürünün fiyatını belirleyen bir faktör de o ürünün olmadığı ya da iş görmediği durumda ortaya çıkacak risklerdir.

Otomobil ve uçak karşılaştırmasının yanında iki farklı otomobil üzerinden konunun bir başka boyutunu ele alalım:

Bir yanda 1976 model Murat 124 olsun diğer yanda 2010 model bir Mercedes. Varsayalım ki iki aracın da bir sinyal ampulü değişecek. Ampul fiyatını hesaba katmayalım. Sadece ampulün değişim işçiliğinin maliyetini düşünelim. Eğer bu maliyet Murat 124 için 10 lira ise Mercedes için 100 lira olması kaçınılmaz. Peki neden? Aynı usta, aynı eli ve aynı aletlerle aynı ampulü söküp takıyor. O halde fiyat neden bu kadar farkediyor? Çünkü o işlemi yapan usta bir risk alıyor. Kendi kusuru olsun ya da olmasın işlemi yaparken başka bir yere zarar verme riski var. Murat 124’te başka bir yere vereceği zararın maliyeti ile Mercedes’teki ek hasarın maliyeti bir olabilir mi? Özetleyecek olursak, özellikle emeğe dayanan işlerde fiyatı belirleyen en önemli parametrelerden birisi, olası risklerin grçekleşmesi halinde ortaya çıkacak maliyettir.

Bir hekim olarak benim bunlarla ne alakam var?

Buraya kadar verilmiş olan örneklerin tümündeki riskler para ile karşılanabilir risklerdir. Mercedes’in ampulünü değiştirirken radyatör hortumunu patlatırsanız bir miktar masrafla o hortumu da onarırsınız ve konu kapanır. Peki ben bir hekim, özellikle de bir cerrah olarak aldığım risklerden birisi gerçekleşirse yani bir hasta, benim kusurum olsun ya da olmasın, hayatını kaybederse bu kayıp para ile telafi edilebilir mi?

O halde bir hekimin yapacağı tanı ya da tedavi işlemlerinin fiyatı nasıl belirlenmelidir?

Bu soruyu yanıtlamadan önce halihazırda nasıl belirlenmekte olduğuna bir göz atmakta yarar var. Üzülerek belirtmeliyim ki ülkemizde devlet eliyle belirlenen sağlık hizmeti fiyatları hiçbir bilimsel temele oturtulamamaktadır. Devletin fiyat belirleme politikası maliyetler ve riskler gibi temel parametrelere hiçbir şekilde yer vermemektedir. Yani tümevarım mantığı ile gidilmesi gerekirken tümdengelim şeklinde bir yaklaşım seçilmektedir. Nedir bu yaklaşım?

Devlet o yıl için sağlık harcamaları olarak ne kadarlık bir bütçe ayırabileceğine bakmaktadır. Sonra da beklenen sağlık hizmetleri gereksinimine göre bu tutarı paylaştırmaktadır. Çok basit bir örnekle anlatmaya çalışacak olursak, hasta muayenesi için toplam 100 lira ayırdık diyelim. Beklediğimiz hasta sayısı da 100 olsun. O zaman daha baştan “muayene ücreti bir liradır” diyoruz! Umarım ne denli çarpık bir mantığın hakim olduğunu ortaya koyabilmişimdir.

Tamam, biz hekimler açgözlüyüz. Doymuyoruz. Hep daha fazla para istiyoruz. Hiç utanıp sıkılmadan bir başbakandan bile fazla para kazanmayı kafaya koymuşuz. Utanç verici!!!

O halde hekimlik hizmetinin fiyatlandırılması ile milletvekilliği ya da bakanlık hizmetinin fiyatlandırılması konusunu biraz karşılaştıralım.

Öncelikle girilen riskleri bir hatırlayalım. Örneğin hatalı bir yasa çıkardığı için hakkında tazminat davası açılan bir bakan ya da başbakan ya da milletvekili duydunuz gördünüz mü? Durum böyle iken neden bir hekimin kazancı bakanın ya da milletvekilinin maaşı ile karşılaştırılır? Hangi mantıkla? Acaba Sayın Başbakan herhangi bir holdingin yönetim kurulu başkanının maaşına da bu şekilde bir tepki gösterir mi?

Yukarıda anlatılmaya çalışıldığı gibi, özellikle hekimlik gibi emeğe dayalı ve somut hesaplamalara imkan tanımayan bir işte fiyat, alınan risklere göre belirlenmelidir. Daha açık bir ifadeyle bir ameliyat sonrası oluşabilecek bir komplikasyon nedeniyle bir hekim haksız yere de olsa yüzbinlerce lira tazminat istemiyle mahkemeye verilebiliyorsa o ameliyattan o hekimin bin lira alması hiçbir koşulda kabul edilemez bir uygulamadır. Nasıl ki hayatta yetki ile sorumluluk birbirlerinin olmazsa olmaz tamamlayıcıları ise, burada da kazanç ile risk belirli bir oran dahilinde kalmak zorundadır. Örnekleyecek olursak, bir hekime bir ameliyat nedeniyle 100 bin liralık tazminat davası açılabiliyorsa hekimin o ameliyattan hiç değilse 10 bin lira almış olması gerekir. Tamam, bu rakamın ülkemiz koşullarında bir ütopya olduğu bir gerçek. Devletin ödeme kapasitesinin bu tür rakamları karşılayamayacağı açık. Ama devletin bunları karşılayamıyor oluşu bu korkunç dengesizliğin sürmesini de gerektirmemelidir. Devlet, hasta hakları adı altında, hekimin elini kolunu bağlayıp onu hastanın insafına terkedemez. Hekim de sonuçta bu ülkenin bir vatandaşıdır. O halde ne yapılmalıdır? Özel bir malpraktis yasası çıkarılıp, özellikle tazminatlar sınırlandırılmalıdır. Komplikasyonlar nedeniyle hekimin cezalandırılmasına bir son verilmelidir. Bir kurumda maaşlı çalışıp tüm faaliyetini o kurum adına yapan hekim herhangi bir maddi sorumluluk taşımamalıdır. Maddi sorumluluk, o hekimin hekimlik faaliyetinden doğan katma değeri alan kurumu tarafından üstlenilmelidir. Kesin ve olmazsa olmaz koşul ise, hekimin şikayete konu olan faaliyetten dolayı ancak o faaliyetten elde ettiği ücretin belirli bir katına kadar tazminatla sorumlu tutlabilmesidir.

Batıdaki örneklerinin kesiri ile ücretlendirilen hekimin, işler kötü gittiğinde batılı örnekleri ile eşdeğer tazminatlar ödemesi hangi akla, hangi mantığa, hangi adalet kavramına ve hangi vicdana sığar bir düşünün!

3 yorum:

Unknown dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Unknown dedi ki...

Süper.

Unknown dedi ki...

Sümer Bey Forumdan Blog sitenizi Gördüm ve öylesine bi blog sanarak giriş yaptım.. Üzerinde bu kadar düşünülmüş bu kadar Doğru bir yazı
ile karşilaşabileceğim aklıma gelmezdi.

Fakat Şöyle bir görüşüm var 1 asker çocuğu olarak Güney doğuda savaşan askerlerimiz aldığı Risklere göre Devlertin sağladiği şeylerde Komik.. KIsaca Bu devlet böçyle geldi byle gidecek diyeceğim ama.. Düzeltmek biz gençlerin elinde..

Ama düzeleceğine Özellikle bu hükümet daha fazla başta olduğu sürece inannlardan değilim..

Elinize KLavyenize sağlık..