http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/11749707.asp?gid=254
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Tam Gün Yasası olarak tanımlanan ucubenin gerçek temellerini saklayarak birtakım gerekçeler beyan ediyor. Bakan diyor ki, isteyen üniversiteye gidip hocaya ek ücret ödemeden tedavi ya da ameliyat olacak. Hekim ile hasta arasındaki para ilişkisini bitireceğiz.
Bunlar ilk duyulduğunda çok güzel sözler. Güzel olmaya güzel de biraz altlarını eşeleyip aslında neler söylendiğini anlamaya çalışmak gerekiyor.
Öncelikle Türkiye’de AKP iktidarı ile Sağlık Bakanlığı, kendisiyle ilgisi olmayan bir kurum olan tıp fakültelerini idare etme hevesine kapıldı. Bunun temelinde yatan sebep ise şu: Bugüne kadar kendi taraftarlarından hekimler, Anadolu’nun çeşitli üniversitelerinde doçent ve profesör yapıldılar. Ancak bunlar hiçbir zaman büyük üniversitelere geçemedi. Onun yerine batıdaki birçok hastanenin adı Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirildi ve bu şahıslar oralara klinik şefi olarak atandı. İlk adım buydu. Şimdi sıra ikinci adıma geldi. Şimdiki amaç, bu şahısların büyük üniversitelerin tıp fakültelerine doldurulmaları. Bu istek artık bir takıntı haline gelmiş durumda. Sağlık Bakanlığı bu uygulamayı yapıp doğudaki üniversiteleri sadece akademik unvan dağıtma yerleri olarak kullanırken diğer yandan da büyük tıp fakültelerinden buralara rotasyonla öğretim üyesi gönderme peşinde. Temel amaç tıp fakültelerini devlet hastanesine çevirip yönetmek ve kendi kadrolarını oluşturmak. İyi de Sağlık Bakanlığı’nın özlük yetkisi hastanelerle sınırlıyken, YÖK’ün yetki alanına nasıl el atabiliyor?
Tıp fakülteleri, birçok öğretim üyesinin bile bir türlü anlayamadığı şekilde, birer tedavi kurumu değil birer eğitim kurumudurlar. Sağlık hizmeti tıp fakültelerinde temel hedef değil, eğitim hedefine gidilirken oluşan kaliteli bir yan üründür. Bunu Sağlık Bakanı başta olmak üzere hükümet inatla görmezden gelmektedir. Çünkü temel amaçları yukarıda da açıkladığım gibi tıp fakültelerini devlet hastanesi haline getirmektir.
Tıp fakültesine başvuran her hasta öğretim üyesine ameliyat ve tedavi olursa, tıp fakültelerinde asistan eğitimi imkansız hale gelecektir. Halbuki tıp fakültesine müracaat eden her hasta, tüm batılı örneklerinde olduğu gibi, eğitime katkı sağlayacağını peşinen kabul etmiştir. En azından etmiş olmalıdır. Tüm ameliyat ve tedavilerin öğretim üyeleri tarafından yapıldığı bir eğitim kurumu söz konusu bile olamaz. Zira oradan artık hekim yetişemeyecekletir.
Almanya’da tıp fakülteleri ancak kendilerine eğitim ve akademik yönden katkı sağlayacak hastaları kabul ederler. Türkiye’deki gibi son referans kurumu değildirler. Şehirlerde tam teşekküllü yeterince devlet hastanesi vardır ve nihai referans merkezleri bu hastanelerdir. Türkiye’de ise tıp fakülteleri daha iyi sağlık hizmeti verilen kurumlar olarak kabul edilmekte ve eğitim kimlikleri tamamen göz ardı edilmektedir.
Aslında tüm bu sorunlarda hekim camiasının sorumluluğu da yadsınamayacak düzeydedir. Zira hekimler de siyasilerin bilinçli yaptıkları bu saptırmayı bir türlü farkedip buna karşı duramamaktadırlar. Birçok tıp fakültesi öğretim üyesi bile temel görevinin eğitim olduğunu görememekte, kendisini basitçe hekim sanmaktadır. Halbuki hekimlikten çok farklı bir akademik unvan taşımaktadır.
Bakan diyor ki, hastadan alma biz verelim diyoruz. Sayın Bakan sanırım herkesi saf sanıyor. Ne verdiğini hiç açıklayabiliyor mu? Bugün ülkemizde ABD’nin iki – üç katı fiyata benzin alıyoruz ama bir hekim bir ameliyattan ABD’li meslektaşının onda biri kadar ek ücret dahi alamıyor. Hekimin kazancı, bazı kesimlerin hep dilindeydi zaten. Özellikle de bir hekimin ya da bir öğretim üyesinin bir milletvekilinden fazla para kazanmasını bir türlü hazmedemediler. İyi ama herkes altına girdiği sorumluluk kadar kazanmalıdır değil mi?!
Eğer Sayın Bakan söylediklerinde samimi ise, tasarıya hemen bir madde daha eklesin ve kamuda çalışan hekimler hakkında o tedavi ya da ameliyattan aldıkları devletin öngördüğü ücretin aynı zamanda daha sonra açılabilecek tazminat davalarına sınır teşkil etmesini de sağlasın. Bir hekim bir ameliyattan 100 TL alıp daha sonra 100.000 TL tutarında tazminat davasıyla karşı karşıya kalabiliyorsa bunun hakkaniyetle uzaktan yakından alakası olmadığı açıktır.
Hükümetin senelerdir konuşulan tam gün yasasını henüz çıkaramamış olmasının temel nedeni, işin hukuki bir kılıfa uydurulamamasıdır. Zira bir yandan 657 sayılı yasaya tabi olan devlet memurlarının sadece hekim olanlarını diğer yandan 2547 sayılı YÖK yasasına tabi olarak çalışan öğretim üyelerinin sadece hekim olanlarını alıyor, bir ortak yasaya hapsediyorsunuz ama bunu yaparken GATA personelini işin içine sokamıyorsunuz. Adalet ifadesinden anlaşılan bu mu? Çok açıktır ki eğer bu ülkede hala bir hukuk varsa bu yasa zaten mahkemeden dönecektir.
Bugün Türkiye’de devlette çalışan hekimlerin % 78’inin zaten tam gün çalıştığını Sayın Bakan bizzat ifade ediyor. O zaman hükümetin bütün derdi o geri kalan % 22’midir? Hayır. Onların hedef tahtasında yukarıda da açıklandığı üzere tıp fakülteleri vardır. Oralara yandaşların yerleştirilmesi gerekmektedir. Bu projenin tamamlanması sonrasında yasa işlevsiz hale getirilip yok edilecek ve yeni hocalara muayenehane yolu açılacaktır.
Her konuda liberal olan hükümet sağlık konusunda koyu bir komünist yaklaşımı kendine yakıştırabilmektedir. Zira onların gözünde hekim, sermayesiz para kazanan ve dolayısıyla her kazandığı haram olan biridir!
29 Mayıs 2009 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)