Birçoğumuz için televizyonumuzun uzaktan kumandası olmazsa olmaz bir cihazdır. Evde otururken onu hep yanımızda yakınımızda isteriz. Hatta mümkünse hep elimizde olmasını arzularız. Dışarıya çıktığımızda ise otomobilimizin uzaktan kumandasına gider elimiz. O bize güç veren sihirli bir aygıttır adeta. Hatta etrafta, otomobilinin uzaktan kumandası olmayan birileri varsa onlara acıyarak ama içten içe bir üstünlük hissi ile bakarız. Zira o garibanlar otomobillerinin kapısını hala banal anahtarlarla açarken biz tek tuşa dokunarak otomobilimize kurulma şansına sahibiz. Bazılarımız işi daha da ileriye götürerek uzaktan kumandalı uçaklar, helikopterler ve otomobillere ilgi duyar ve uzaktan kumanda merakını daha uç noktalara taşır.
İyi de nedir bu uzaktan kumanda merakı, hiç düşündünüz mü?
Uzaktan kumanda ile mübarek mabadımızı yerinden oynatmadan birçok işi görebiliriz. Birkaç tuş darbesi ile kanal değiştiririz, DVD seyrederiz, müzik dinleriz, otomobilimize bineriz vs. Yani ilk bakışta tembelliğin bir yansıması gibi görünür uzaktan kumanda cihazı. Tembelliğe özlem ile o aygıtlara olan merakımız bir paralellik gösterebilir belki de. Diğer yandan örneğin bir uçak modeline uzaktan kumanda ettiğinizde kendinizi uçuşun olası risklerine maruz bırakmadan uçuşun keyfini yaşayabilirsiniz. Yani riske girmeden bir tür rant elde edebilirsiniz.
Bu açıklamalar yeterli ve doğru mudur peki?
Gerçekten de uzaktan kumanda aletlerinin tek faydası, yerimizden kalkmadan bazı işleri halletmekle ya da kendimizi riske atmadan keyif almakla mı sınırlıdır? Hayır! Bence burada en önemli iki nokta, bir işlevin “uzaktan” yani el bulaştırılmadan yerine getirilmesi ve bu işin pekala gizlice, kimsenin farkedemeyeceği şekilde yapılabilmesidir.
Kumanda etmek, yani komut vermek, yani amir pozisyonda olmak, yönetici olmak sıradan insan için çekici bir durumdur. Sıradan insan amirin sadece bağırıp çağırarak emir veren ve hesap soran kişi olduğunu düşünür. Aslında “amir” kelimesi de bu işlevleri içermektedir. Ortadoğulu (oryantal) toplumlarda büyük olasılıkla amirlik gerçekten de emir vermekle sınırlı kalmaktadır. Amir olmanın olmazsa olmaz koşulu olan “sorumlu tutulmak” oryantal toplumların en önemli eksikliklerindendir.
Kişiliği henüz oturmamış, hırslarını kontrol etmekten aciz sıradan insanlar amir pozisyonunda olmayı hep özlerler. Daha da önemlisi, bir gün sıranın kendilerine geleceği umuduyla kendi amirlerine tanrıya taparcasına tapmayı da bir marifet sayarlar. Örneğin takım tutar gibi tuttukları siyasi partinin mitinginde, o parti başkanının başlarına padişah olarak geçmesi hayallerini pankartlara yansıtabilirler. Bu gibilerin dünya görüşüne göre, her zaman büyük balık küçük balığı yutacaktır. Dolayısıyla kendileri bir üsttekine tapacaklardır ki kendi altında olduklarını varsaydıkları kişiler (örneğin eşleri, çocukları gibi) de kendilerine tapsın.
Kısaca herkes kendi dünyasında gücü yettiğine karşı amir olmayı arzular, hayal eder. Ama nereye kadar?
Amirlik hayallerinin bittiği nokta sorumluluk noktasıdır. Oryantal toplumlar hukukun temel ilkelerinden de olan bir kuralı hep görmezden gelirler. Bu kural, sorumluluk ve yetki birlikteliğidir. Uygar toplumlarda temel ilkelerden birisi yetkinin sorumluluk olmaksızın kullanılamayacağı, yetki olmadan da kimsenin sorumluluk taşıyamayacağı gerçeğidir. Beyin gelişmesi çocukluk döneminde takılı kalmış bireylerin bunu idrak etmeleri tabii ki beklenemez. Onlar “sokaktaki adam”dırlar. Belirli bir eğitim düzeyine ulaşamamış ya da ulaştırılmamış oldukları için hayatlarını içgüdüleri doğrultusunda düzenliyor olmaları ve temel hukuk nosyonuna sahip olmamaları son derece doğaldır. Ancak bunlardan çok daha tehlikeli bir grup vardır. İşte onlar uzaktan kumanda cihazlarını çok sevenlerdir.
Kimdir bunlar?
Çok bilinen bir ifade ile, başkasının boynunda asılı davulu tokmaklamaktan hoşlananlardır. Etrafınıza bir bakın... Kendilerini son derece asil, aristokrat, hırssız, aydın ve medeni olarak lanse etmeye çalışanlara dikkatlice bir bakın. Bakın bakalım uzaktan kumanda aygıtlarına ilgi duyuyorlar mı! Gerçi emin olun ki hiçbiri uzaktan kumanda cihazlarına olan saplantılı aşklarını size itiraf etmeyecektir. Zaten bu aşklarını açıkça ortaya koyanlardan korkmayın. Onlar o cihazları gerçekten yararlı amaçlarla kullananlardır. Ama bu zaaflarını, diğer birçok zaafları ile birlikte örtüp size kendini çok farklı bir kişi olarak sunan insanlara dikkat edin. Bunlar genellikle sizin boynunuza astığınız ve tüm yükünü çektiğiniz davula ilk fırsatta bir tokmak vurma hayalini kuranlardır.
Bu gibiler sıklıkla bir idareci belirlenmesinde aktif rol oynarlar ama her zaman kendilerini geri çekerler. Dışarıdan bakıldığında “ne kadar medeni bir insan, bak kendisi yönetici olabilecekken başkasını destekliyor” şeklinde övgüler de alabilirler. Halbuki bu yaklaşım, hırslarının esiri olmuş bu zavallıların asıl yöneticilik planıdır. Destekledikleri kişi yönetici olduğunda perde arkasından yani “uzaktan kumanda” ile amirliği ele almayı düşlerler. Böylece hem makamın ateşten gömleği giyilmemiş olur yani sorumluluktan uzak durulur hem de makamın her türlü yetkisi kullanılabilir.
İşte etrafımızdaki gizli uzaktan kumandacıların temel felsefesi budur. Yöneticiyi uzaktan kumanda etmek! Elini taşın altına sokmadan rant sağlamak. İşin en kötü tarafı, bu gibilerin kendilerini yüzleri kızarmadan kamufle etmeleri ve zavallı insanları çok iyi kandırabilmeleridir.
Uyanık ve dikkatli olalım!
11 Mart 2009 Çarşamba
THY konusu
THY ile ilgili şikayetlerimden söz etmiştim. Amsterdam kazası üzerine tüy dikti! Yazık...
Ölenlere rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.
Uluslar arası ortamdaki THY imajını nasıl düzelteceklerini üzüntü ve ibretle seyredeceğim.
Ölenlere rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.
Uluslar arası ortamdaki THY imajını nasıl düzelteceklerini üzüntü ve ibretle seyredeceğim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)