Geçen gün bir hasta geldi. Tipik bir apandisit. Hem de neredeyse perfore olacak (patlayacak). Gerekli incelemeler yapıldı ve ameliyatına karar verdik. Onamını aldık, ameliyatını yaptık, hasta iyileşti ve taburcu oldu.
Şimdi şöyle bir senaryo kuralım:
Hasta taburcu olduktan sonra bana bir mahkeme celbi geldi. Neden? Hasta beni mahkemeye vermiş ve tazminat talep ediyor. Gerekçe ne? "Ameliyat nedeniyle travmaya maruz kalmış"!!!!!!
Buyurun buradan yakın...
Doğru, her ameliyat bir travmadır ve kimse de zevk için gidip apandisit ameliyatı olmaz. Peki neden olur? Zorunluluktan. Çünkü ortada akut bir sorun vardır ve bu sorun çözülmediği taktirde büyük olasılıkla kişinin ölümüne yol açacaktır. O zaman ne yaparsınız? Daha az riskli olan yolu seçersiniz yani hastayı ameliyat edersiniz. Çünkü ameliyat etmezseniz sonu büyük olasılıkla ölümdür.
Hayatta herşeyin bir bedeli vardır. Tıpta da daha önemli bir sonuca ulaşabilmek için daha basit konularda fedakarlık yapar, travmayı göze alırsınız.
Çürümüş ve kurtarılamayacak bir diş şiddetli ağrı yaptığında onu çekmez mi diş hekimi? İyi ama diş çekimi de bir travmadır! O zaman dişimizi çektirip rahatladıktan sonra gidip diş hekimimizi birilerine "bende travma yarattı" diye şikayet edersek komik olmaktan daha kötü bir duruma düşmez miyiz?
Ameliyat travması konusunda hastanın elinde bir tek koz vardır. Kendisinden aydınlatılmış onam alınması! Yani ameliyatı, olası riskleri ve komplikasyonları, ameliyatı olmazsa neler olabileceğini anlayacağı dille anlatırsınız hastaya ve sonunda imzasını alırsınız. Ondan sonra herşeye rağmen kalkıp "ben travmaya uğradım" diye yakınırsa ona kargaların nereleri ile gülecekleri çok açık.
Peki...
Türkiye Cumhuriyeti'ni çağdaş uygarlığa götürmek üzere yapılmış olan devrimler insanımızda travma mı yarattı?
Olabilir!
Aynen benim apandisitli hastada yarattığım travma gibi!!!
Yani onu kurtarabilmek için çok daha düşük düzeyde bir travmadır bu olsa olsa. Tabii ki alışkanlıklarından kopup medeni dünyaya yüzünü dönmek her ne kadar sonucu iyi olsa da bir travma olarak görülebilir. özellikle de medeniyetten korkanlar için bu büyük bir travma olablir.
Apandisit ameliyatına girerken benim hastam da korkuyordu ve endişeliydi. Hatta ameliyattan çıktığında apandisit ağrısı geçmişti ama ona karşılık karnındaki yaralar ağrıyordu. Ama arada çok önemli bir fark vardı. Ameliyat olmasaydı apandisitinin ağrısı asla geçmeyecek ve hasta ölecekti. Ameliyatın ağrısı ise iki gün içinde azalarak yok oldu.
Demek ki, bir hastalığın tedavisi için pekala kontrollü bir travma göze alınıyor. Bir ülkenin kurtuluşu için neden alınmasın ki?!
Yukarıda söyledik. Hastanın elindeki tek koz, aydınlatılmış onamın alınmamış olmasıdır. Yani kimseye sormadan ve izin almadan ameliyat yaptığımı düşünün. Bu, asla kabul edilemez bir durumdur. Peki Cumhuriyet Devrimleri, onam alınmadan mı yapılmıştır? Ya da Mustafa Kemal bir diktatör gibi emrederek mi Devrim Yasaları'nı yürürlüğe koymuştur? Yoksa o zamanın şartlarında gerçek anlamda demokratik yaklaşımlarla seçilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni oluşturmuş olan milletvekillerinin oyları ile mi yürürlüğe girmiştir Devrim Yasaları?
Devrimler Atatürk Devrimi değildirler ayrıca. Türkiye Cumhuriyeti'nin, hepimizin devrimleridirler. Her kuvvetin üstünde olduğu iddia edilen Meclis tarafından onaylanmış yasalardır bunlar. Yani milletin temsilcilerinin "aydınlatılmış onamı" alınmıştır. Üzerlerinde tartışılmıştır. Gereğinde kavga edilmiştir ama sonunda uzlaşılmıştır.
Hani "demokrasi" sözcüğünü ağzından düşürmeyenler var ya... Onlar şimdi milletin gözünün içine baka baka olayları ve gerçekleri çarpıtıp devrimlerin bir travma olduğunu söylüyorlar. Doğru devrimler bir travma olmuştur. Ama kime biliyor musunuz? Aydınlıktan korkan, ortaçağ karanlıklarında emir komuta zinciri içinde yaşamını sürdürmeyi yeğleyenlere travma olmuştur.
Bunlar, demokrasi paravanının arkasında hastanın apandisitten ölmesini bekleyenlerdi... Ama hasta ölmedi, ölmeyecek!!!
26 Temmuz 2008 Cumartesi
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder